Dijital mecralarda izleme olanakları arttı artalı sinemaya gitme alışkanlıklarımız da değişti. Geçtiğimiz günlerde vizyona giren Yan Yana filmi öyle güzel tanıtıldı ki hiç vakit kaybetmeden sinemada izlemek istedim. Yabancı yapımdan uyarlanmış olmasına rağmen bizde işlenen daha komedi ağırlıklı işlenen enfes bir iş olmuş.  

Yan Yana Kişide İzleme Motivasyonu 

Yaratıyor 

Yan Yana, bizi büyük lafların arkasına saklanmadan, çok tanıdık bir hisle karşılıyor: birbirimize bu kadar yakınken nasıl bu kadar uzak olabiliyoruz? 
Film, temposunu yükseltmeye çalışmadan, hayata benzeyen sade bir akışla ilerliyor. Bu akışın içinde iki karakterin yollarının kesişmesini izlerken, aslında kendi gündelik yalnızlıklarımızın da yavaş yavaş görünür olduğunu fark ediyorsunuz. 

Haluk Bilginer’in ustalıklı oyunculuğu, karakterine sadece bir derinlik değil, bir “gerçeklik payı” da katıyor. Hani sokakta görseniz “bu adam gerçekten böyle biridir” diyeceğiniz türden… Onun biraz kırık ama yine de hayata temas etmek isteyen hali, filmin duygusunu bütünüyle taşıyor. Bu ikilinin yan yana geldiği her sahne, filme içten bir mizah katıyor. 

Bazen Hiç Tanımadığımız Biri Bize Daha İyi Gelir 

Bizde komedi daha çok abartıya yaslanır ama Yan Yana bunu hiç yapmıyor. Tam tersine, insanı güldüren anlarını bile hayattaki o küçük, tesadüfi kırılmalardan çıkarıyor. Bu yüzden de filmin komedisi sadece eğlendirmiyor; insanı hafifletiyor.  Bazen hiç tanımadığımız biri, tanıdığımız herkesten daha çok bize iyi gelebiliyor. 

Bu yüzden Yan Yana, sadece iki karakterin hikâyesini anlatan bir film değil. Karşılaşmaların, kırılmaların ve hayatın içimize dokunan sessiz hallerinin bir toplamı gibi. İzlerken fark ediyorsunuz ki film, büyük olaylarla değil küçük ayrıntılarla ilerliyor. Çünkü Yan Yana’nın asıl gücü tam da burada: Hayatın içindeki o görünmez anları görünür kılması. 

Birbirini hiç tanımayan iki insanın yan yana geldiğinde ortaya çıkan etkileşim hem filmde hem de gerçek hayatta düşündüğümüzden çok daha etkili. Belki de bu yüzden Yan Yana, izleyiciyi kendi ilişkilerine yeniden bakmaya davet ediyor. Aynı evde, aynı ofiste, aynı şehirde yaşadığımız insanların bile aslında ne kadar uzakta olabildiğini; buna karşılık bir yabancıyla kurulan kısa ama derin bağların nasıl içimizi ısıtabildiğini hatırlatıyor. 

Duygusal meseleleri Aşan Bir İletişime Tanık Olacaksınız 

Filmin ritmi yavaşladıkça, izleyicinin düşüncesi hızlanıyor. Yan Yana’nın hikâyesi ilerledikçe, yalnızlığın tek bir biçimi olmadığını; herkesin kendi taşıdığı sessiz bir dünyası bulunduğunu fark ediyorsunuz. Bu sessizliği anlamanın yolu ise çoğu zaman karşımıza çıkan insanlara alan açmaktan geçiyor. Film, tam da bunu yapıyor: Seyircisine bir alan bırakıyor. Duyguyu zorlamadan, mesajı dikte etmeden, kendi deneyiminizle düşünmeniz için bir nefes oluşturuyor 

Yan Yana, izleyicisine sadece bir hikâye sunmuyor; aynı zamanda bir his bırakıyor. Hayatta karşılaştığımız insanların bizdeki yerinin ne kadar değerli olabileceğini hatırlatan, büyük bir dokunuş… 
Belki de bu yüzden film salonundan çıkarken hafif bir tebessümle kendinizi düşünürken buluyorsunuz. Çünkü Yan Yana, anlatısı bitse de bıraktığı duygu uzun süre sizinle kalıyor. 


Bir Cevap Yazın

sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin